Bugünkü Haberler

PTT 1. LİG Puan Durumu

TAKIMLAR O G B M Av P
1- Gençlerbirliği 5 5 0 0 12 15
2- Boluspor 5 4 1 0 7 13
3- Adana Demirspor 5 3 1 1 7 10
4- Gazişehir Gzntp 5 3 1 1 4 10
5- Altay 5 2 3 0 9 9
6- Giresunspor 5 3 0 2 6 9
7- Afjet Afyonspor 5 2 1 2 7 7
8- Denizlispor 5 2 1 2 5 7
9- Osmanlıspor FK 5 2 0 3 7 6
10- Ümraniyespor 4 2 0 2 5 6
11- İstanbulspor 5 1 3 1 8 6
12- Altınordu 5 1 2 2 6 5
13- Balıkesirspor 4 1 2 1 4 5
14- Hatayspor 5 1 1 3 3 4
15- Eskişehirspor 5 1 1 3 6 4
16- Adanaspor 5 0 3 2 5 3
17- T.Y.Elazığspor 5 0 1 4 4 1
18- K. Karabükspor 5 0 1 4 2 1
Üst Lig Play Off Alt Lig
Beyaz Balıkesir
Beyaz Balıkesir
HAYAT YERELDE ÇÖZÜM YERELDE
HAYAT YERELDE ÇÖZÜM YERELDE
TÜKODER’in Türkiye genelinde yapmayı planladığı ve ilki Balıkesir’de gerçekleştirilen ‘Hayat Yerelde Çözüm Yerelde’ başlıklı toplantısı hafta sonu Maden-İş Toplantı Salonunda yoğun bir katılım ile yapıldı. Moderatörlüğünü Aktivist Murat Karacan’ın yaptığı...
16 Nisan 2018 12:59
Font1 Font2 Font3 Font4
Bu Haber 5 defa Okundu
Beyaz Balıkesir

TÜKODER’in Türkiye genelinde yapmayı planladığı ve ilki Balıkesir’de gerçekleştirilen ‘Hayat Yerelde Çözüm Yerelde’ başlıklı toplantısı hafta sonu Maden-İş Toplantı Salonunda yoğun bir katılım ile yapıldı. Moderatörlüğünü Aktivist Murat Karacan’ın yaptığı toplantıya konuşmacı olarak Antalyalı Çiftçi Mahmur Tigrel ve Yaşam Dostu Ürün Grubu Temsilcisi ve TÜKODER eski başkanı Av. Necdet Bayhan katıldı.

 

 

Toplantının açılış konuşmasını yapan TÜKODER Balıkesir Şube Başkanı Kemal Büyükışık şunları söyledi: “Bugünkü konumuz ‘Hayat yerelde, çözüm yerelde’ başlıklı bir konu ve bu konuyu işleyeceğiz. Bizim TÜKODER olarak bu konunu içerisinde olmamızın ana nedeni 1985 yılında kabul edilen Evrensel Tüketici Haklarının bizde mensubuyuz ve bu haklarımızdan 2.si sağlık ve güvenliğin korunması hakkı. Bunu biraz açarsak; tüketilmek üzere satışa sunulan her türlü mal ve hizmetin yaşam ve sağlık açısından kullanıcılara zarar vermeyecek durumda olması gerekmektedir. Bu ürünleri istemek bizim en doğal hakkımızdır. Ve yine 8.madde sağlıklı bir çevre yaşama hakkıdır. Bunu da açarsak; çevremizde sağlık koşullarına uygun fiziksel çevrede, çevresel tehlikelerden korunma hakkımız vardır. Panelimizin ana konusu budur.”

TİGREL: “MİRAS OLACAK”

Antalya’da Koca Yörük lakabıyla tanınan Mahmut Tigrel, çocuklarına miras olarak atalık buğday bırakmak istediğini söyledi: “Tarımla iç içeyim. Özellikle atalık buğdaylar konusunda elimden geldiğince ciddi üretim yapıyorum. Burada önemli olan yerli atalık buğday tohumlarının kaybolup gitmemesi. Mücadelem bunun için. Anadolumuzun 730 çeşit buğdayı vardır. Genetiğiyle oynanmamış, yüce buğday olmamış buğdayları elimizde yaklaşık 40 çeşit buğday kaldı. Hiç olmazsa bunları üreterek, çoğaltarak tekrar çocuklarımıza, ülkemize, insanlığa miras bırakmak. Amacımız bu. Bunun için de devletin verdiği sertifikalı tohumlar var. 57.Hükümet zamanında Kemal Derviş döneminde yerli tohumların ekilip, satılması, alınması yasaklandı. Şu anda bunların alınıp satılması yasak. Sadece takas oluyor. Şimdi devletin verdiği sertifikalı tohumları ekiyoruz, gelecek yıl bunun ekimini yapamıyoruz. Yaptığımız zaman verim düşüyor. Ben sertifikalı tohum hiç ekmedim. 2 buçuk liraya alıyorlar, 85 kuruşa zor satıyorlar. Ama atalık tohumdan ektiğim zaman bunu ben bu yıl ekiyorum, gelecek yıl tohumluğumu ayırıyorum, eliyorum gelecek yıl tekrar tohum olarak ekiyorum. Buna 2 buçuk lira vermiyorum. Kendi buğdayımı, kendim tohumlarımı kendim ekiyorum.”

“SAĞLIK SORUNLARINA NEDEN OLUYOR”

Endüstriyel buğdayların çeşitli sağlık sorunlarına neden olduğunu söyleyen Tigrel, “Genetiğiyle oynanmış buğday tohumlarının kötü sonuçları var. Özellikle günümüzde diyabet, çölyak hastalığı, kısırlık gibi hastalıklara neden oluyor. Yerli buğday tohumlarında bizleri hasta edecek hiçbir şey yok. Küresel güçler bu tohumları ortadan kaldırarak bizi bağımlı yapmaya çalışıyorlar. Buna çok önem verelim. Yapacağımız iş çok basit. Akıllı insan dereyi geçerken paçayı kıvırır. Burada yaklaşık 60-70 kişi var. 2’şer dönüm arazi kiralayacağız. Tarımdan anlamıyorum demek bahane değil. Dönümler yaklaşık 100 TL. 2 dönem arazi kiralayacak herkes, yanına bir kişi daha alacak 4 dönüm yapacak bunu. 1 dönem buğday ekmenin aşağı yukarı 300 lira maliyeti var. Hem kendi buğdayınızı, ununuzu yapacaksınız hem de kendinizden kalan atalık buğdayları çoğaltmış olacaksınız. 3 yıl boyunca sizin gibi dernekler bu işe başlarsa bu iş büyür gider. Atalık buğdayların çoğaltılması zahmetli bir iş değil. Biz bu dünyadan vaktimiz geldiğince gideceğiz ama giderken de bir şeyler bırakalım. Hep tüketiyoruz, üretim yok” diye konuştu.

“ALIM-SATIM YASAK”

Tigrel konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Atalık buğday tohumlarının alımı ve satımı devlet tarafından yasaklanmış durumda. Ceza alırsınız. Ama takas yapabilirsiniz. Örneğin ben size buğday veririm siz bana bulgur verirsiniz. Endüstriyel buğdaylarda kalite fazla ama ikinci bir ekim şansın yok. Ayrıca içerisinde bizi hasta eden bir çok etken var. Eski ekmekler yok diyoruz. Çocuklarımıza bunları bırakmamız lazım. “

KARACAN: “TOPLANTININ İLKİNİ YAPIYORUZ”

Toplantının moderatörlüğünü yapan Aktivist Murat Karacan da konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Böyle bir toplantının ilkini yapıyoruz. ‘Hayat yerelde, çözüm yerelde’ diye. Gerçekten çözüm yerelde, inancımız bu yönde. İnşallah ikincisi, üçüncüsünü de gerçekleştireceğiz. Gıda üzerinden yürüyecek bugünkü toplantı. Ve birkaç tanede özellikle eklenecek konu var, onlar eklenecek. Öbür taraftan da konuşmanın sonunda bir parça şundan bahsedeceğiz: Son dönemde Balıkesir özellinde yaptığımız için ve Balıkesir de Türkiye’yi besleyen şehir olduğu için Balıkesir’de son dönemde çok fazla düzenlenen kalkınma başlıklı toplantıların hepsine katıldık biz. Onların içeriğinde ne konuşulduğunu sizlerle paylaşacağız.”

 

 

BAYHAN: “ZEHİR SİSTEMİNE DÖNÜŞTÜ”

Yaşam Dostu Ürün Grubu Temsilcisi ve TÜKODER Eski Başkanı Av. Necdet Bayhan ise Türkiye’de gıda sisteminin tümüyle, özellikle son birkaç senedir zehir sistemine dönüşmüş durumda olduğunu açıkladı: “Biz bu olayla 1950’lerden beri başlayan bu tarımsal ve köylülüğü yok etme politikalarına karşı mücadele ettik. Biz 2011 yılında Balıkesir’de TÜKODER Başkanlığı yaptığımı sırada evrensel tüketici haklarından 2 maddeyi çalışarak ekmek üzerine Yaşam Dostu Ürün Grubu’nu kurduk. Toplantılar sonucunda önce ekmek gerçeğine ulaştık. Neden ekmek gerçeğine ulaştık? Çünkü Türkiye’de kişi başına dünya ortalamasının 5 katı ekmek tüketiliyor. Ve ekmekteki oyun çok büyük ve konuşulması istenmiyor. O tarihlerde biz 2011 ve 2012 sonunda seri toplantılar yaptık. Bu toplantılarda önce tohumdan başladığını gördük. Tohum kutsaldır. Hayatın filizlendiği yerdir ve dünya egemenleri, şirketler buğdaydaki oyuna 1950’li yıllarda başladılar. İlk genetiği değiştirilen, cüceleştirilen, glüteni artırılan bir üründür. Meksika buğdayıyla bunu soktular ve bizim yerel ekonomimizi buğdaydan başlayarak beyaz ekmek, pamuk gibi ekmek tabirleriyle değirmenlerimizi yıkıp fabrikalara dönüştürdüler. Bunlar sırf Meksika buğdayı vasıtasıyla insanımızı kontrol etmek, sistemi kontrol etmek, biyo çeşitliliği yok etmek için planlı olarak Rockefeller ve buna benzer 4-5 uluslar üstü gıda, tohum  şirketleri vasıtasıyla yapılmış oyundur ve çok hızlı bir biçimde bu Türkiye’de yerel buğdaylar 1930’lu yıllarda 19 bin varyetesi bulunan buğdaylar çeşitli yasalar çıkartılarak ve altyapısı da buna hazırlanarak yok edildi.

Niçin yerel buğday dedik? Uzun saplıdır, fotosentez yapmaya müsaittir ve çok besleyicidir. Her türlü vitamini içinde bulundurur. Kısaltılmış buğdaylar tane ağırlığını artırmak ve glüten oranını fazlalaştırmak için yapılmıştır. Daha sonra bu glüten içerisindeki bir uyuşturucu etkisi olan parçacıkla dünyaya empoze edildi ve yerel buğdaylar ortadan silindi. Bunlar verimlilik adı altında, kalkınma adı altında onlar kendi dillerini, üsluplarını anlatarak yapıyorlar. Bunu zeytinyağından diğer tüm gıdalara kadar yaydılar.”

“EN BÜYÜK BELA FİNANS OLİGARŞİSİ”

Bayhan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu insanlığın başındaki en büyük bela sayıları birkaç yüzü geçmeyen çok küçük finans oligarşisi yada finans kapitallerinden egemen zümrenin dünyada milyarlarca insana karşı yürüttüğü gerçek bir savaş vardır. Bu savaşlardan en önemlisi gıda savaşıdır. Gıda savaşının tarafı durumunda, kurbanı durumundayız. Buğdaydaki bu oyun dolayısıyla küçük çiftçilik tasfiye edildi. Halbuki küçük çiftçilik son derece önemliydi, kendi deneyimleriyle kuşaklar boyu deneyimleriyle tohum saklıyordu. Tohumları ayrıştırıyordu, ıslah edebiliyordu, bölgeye uygun hale getiriyordu, işliyordu, paylaşıyordu. Bunun üzerinde de bir kültür şekillendiriyordu. Bu uluslar üstü şirketlerin ilk saldırısı buğdayla oldu. Ve buğday içerisine başka maddeler de kattılar. Bunlar bizim dönemimizde bir açıklama yapmıştı İstanbul Fırıncılar Odası 2012 yılı içerisinde. 17 çeşit madde kattıklarını söylediler. Bunlar ekmeği daha kabarık hale getirmek, daha kısa sürece pişmesini sağlamak, beyazlatmak çeşitli amaçlarlarla ve en son olarak da birkaç ay önce soya ununu ekmeğin içerisine katmaya karar verdiler. Yani problem çok derin. Biz ekmekten başlarken bu problemlerin çok küçük bir kısmını biliyorduk. Yerel tohum aramaya başladık. Yerel tohumları bu bölgede 1930’lu yıllarda geçen buğday tohumlarının yüzde 90’ını biz grup olarak bulduk ve kullanıyoruz. Biz o tatlara tatıyoruz, ekmek yapıyoruz, bu bölgede birkaç tane değirmen var ama süreklilik arz eden bize yakınlığı itibariyle İvrindi Yağlılar Köyündeki bir değirmende öğütüyoruz ve kendi fırınımızda ekmek yapıyoruz ekşi mayalı olarak.”

“ENDÜSTRİYEL ÜRETİM KİTLESEL ÜRETİMDİR”

‘Endüstriyel üretim kitlesel üretimdir’ diyen Bayhan; “Kitlesel üretim olduğu için fırın teknolojileri değişmiş. Eskiden her mahallede olan fırınlar yok edilmiş. Bunlar kasıtlı olarak yok edildi. Çünkü teşvik politikaları sertifikalı ürünlere verildi. Dünyanın en büyük ahlaksızlığı tohum üzerinde mülkiyet halkının tanınmasıdır. Biz bu mülkiyet hakkını red ediyoruz. Patent hakkını red ediyoruz. Dünya Çiftçiler Birliği bunu red etti. Bu bir ahlaksızlıktır ve bu ahlaksızlık bu millete yutturuldu. Hem gıda egemenliğimiz kayboldu hem de köleleşmiş olduk. Tohum köleliliği denilen olay oluştu. Bu tamamen politik bir süreç olarak işledi Türkiye’de.

GDO’dan sonra çok tehlikeli tüketilen bir şey var. Gen kaynaklarının özelleştirilmesiyle insanlığı yıkıma uğratmak istiyorlar. Geni değiştirilmiş bir okaliptüs ağacını veya bir reçine ağacını satın alabilirsiniz. Uçuşur ve götürebilirsiniz. Türkiye’de bu topraksızlaştırma, bu insansızlaştırma politikası doğaya her türlü acımasızca müdahale ederek doğayı yok etmek istiyorlar. Toprak ve sular yok olmaktadır. Bu bir oyun değil, gerçek bir savaş. Herkes algısını değiştirmeli. Biz sisteme güvenmiyoruz. Bu sistem birkaç tekelci şirketi destekleyen bir sistem. Bizlere gıdamızı seçme hakkı vermiyorlar. Onun için gıda terörü diyoruz. Toprak bizim anamızdır. Biz anamızı korumak istiyoruz” diye konuştu.

 



YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa